Türkiye’de 2011-2024 Yılları Arasında Evlenme Azaldı, Boşanma Arttı!
65 Yaş ve Üzeri Nüfusun Toplumsal Görünümü
Türkiye’de 2025 itibarıyla 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı %11,1’e, kişi sayısı ise 9 milyon 583 bine ulaştı. Bu nüfusun %55,3’ünü kadınlar, %44,7’sini erkekler oluşturuyor. Bu tablo hane yapısına da yansıyor. Tek kişilik hanelerde yaşayan 65 yaş ve üzeri nüfusun toplam yaşlı nüfus içindeki oranı %19,5. Burada belirgin bir cinsiyet farkı var; tek başına yaşayan yaşlıların %73,5’i kadın, %26,5’i erkek.
Kaynak: TÜİK, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçları, 2025.
2025’te 65 yaş ve üzeri nüfus içinde okuma yazma bilmeyenlerin oranı %11,4; bu grubun %88,6’sı kadın. Okuryazar olup bir okul bitirmemiş olanların oranı da %11,8 ve burada da kadınların oranı %78,5. Yani ileri yaşlarda görülen eğitim yoksunluğu, kadınlarda çok daha yoğun bir biçimde karşımıza çıkıyor.
Çalışma hayatıyla ilişki de aynı ölçüde dengesiz. 2024’te yaşlı nüfusta işgücüne katılım oranı kadınlarda %6,5, erkeklerde %21,4. Bu fark, yalnızca çalışma hayatında kalma süresine değil, aynı zamanda yaşlılıkta gelir güvencesine ve ekonomik bağımsızlığa ilişkin daha yapısal bir ayrışmaya işaret ediyor.
Kaynak: TÜİK, İşgücü İstatistikleri, 2024; TÜİK, Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması, 2025.
TÜİK’in yoksulluk verilerine göre 2019’da yaşlı kadınlarda yoksulluk oranı %15,9, erkeklerde %12,1 iken; 2025’te kadınlarda %17,9, erkeklerde %16,5 düzeyine çıkıyor. Aradaki fark daralmış görünse de bu, kadınların durumunun iyileşmesinden çok, erkeklerde de yoksulluğun artmasından kaynaklanıyor. Ancak burada kullanılan yoksulluk göstergesinin göreli bir ölçü olduğunun altını çizmeliyiz. Yoksulluk sınırı, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir medyan gelirinin %60’ı üzerinden tanımlanıyor; yoksulluk oranı ise eşdeğer fert başına geliri bu sınırın altında kalan 15 yaş ve üzeri nüfusun oranını ifade ediyor. Bu nedenle söz konusu ölçü, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayıp karşılayamadığını doğrudan göstermediği gibi, toplum genelindeki gelir düzeyi ve dağılımındaki değişimlerden de etkileniyor. Başka bir deyişle, göreli yoksulluk oranındaki artış ya da azalışın, yaşlıların mutlak yaşam koşullarındaki iyileşme veya kötüleşmeyle bire bir örtüştüğü söylenemez.

Kaynak: TÜİK, Türkiye Sağlık Araştırması, 2022.
Sağlık ve işlev kaybı göstergeleri ise yaşlılık deneyiminin yalnızca gelir ve eğitimle sınırlı olmadığını gösteriyor. 2022 verilerine göre yaş ilerledikçe hem kadınlarda hem erkeklerde görme, işitme, yürüme, merdiven inip çıkma ve öğrenme-hafıza güçlüğü artıyor; ancak birçok başlıkta kadınlar daha dezavantajlı. Örneğin 75 yaş ve üzeri grupta yardım almadan yürüyemeyenlerin oranı kadınlarda %45, erkeklerde %25,8. Yardımsız merdiven inip çıkamayanlarda bu oran kadınlarda %51,6, erkeklerde %30,9. Öğrenme ve hafıza zorluğu yaşayanlarda ise kadınlar %34,9, erkekler %22,2 düzeyinde.
Özetle kadınlar ileri yaşlarda nüfus içinde daha büyük bir paya sahip; erkeklere nazaran tek kişilik haneler içinde daha görünür durumdalar; eğitim yoksunluğu, düşük işgücüne katılım, yoksulluk ve sağlık kısıtları da kadınlarda daha ağırlaşıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca yaşlı nüfusun artması değil; bu artışın hangi toplumsal eşitsizliklerle birlikte yaşandığıdır.