Bu bölümde Can Selçuki ve Ekrem Cüneydoğlu, “dolar ne olur?” ezberine hiç girmeden, verilerle Türkiye’nin büyüme hikâyesini masaya yatırıyor: Neden hızlı büyüyoruz ama verimlilikte geride kalıyoruz? Neden “katma değer” lafı 20 yıldır dönüyor ama dönüşüm bir türlü gelmiyor? Ve en kritik soru: İş gücü piyasası bu dönüşümü taşıyabilecek mi?
Geçtiğimiz hafta Susam Bülten’de çeşitli ülkelerin vatandaşlarının kendi beyanlarına göre sol-sağ ekseninde nasıl konumlandığını gösteren verileri paylaşmıştık. Bu hafta ise bazı toplumsal değerler, gündelik yaşam pratikleri ve devletin rolü bağlamında toplumun yaklaşımlarının küresel ölçekteki konumunu inceledik.
World Values Survey’in (Dünya Değerler Araştırması) global ölçekte 2017-2022 arasında yaptığı araştırmada 90’dan fazla ülke yer alıyor. Anlamlı bir çoğunluk ev kadını olmanın çalışmak ve para kazanmak kadar tatmin edici olduğunu düşünüyor. Türkiye için bu oran erkeklerde dünya ortalamasının üzerindeyken kadınlarda bir miktar aşağıda kalıyor. Myanmar ve Bangladeş gibi ülkelerde ise cinsiyetten bağımsız bir şekilde ezici çoğunluk bu görüşe katılıyor. Çocuk sahibi olmanın toplumsal bir sorumluluk olduğunu düşünme eğilimi ise hem dünyada hem de Türkiye’de ev kadını olmanın çalışmak kadar tatmin edici olması görüşü kadar kuvvetli değil.

Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
“Ev kadını olmak da çalışmak ve para kazanmak kadar tatmin edici bir şeydir”
(1989-2022)
Türkiye’de “Ev kadını olmak da, çalışmak ve para kazanmak kadar tatmin edici bir şeydir.” ifadesine katılma oranının tarihsel değişimine baktığımızda erkeklerde 2005 kadınlarda ise 1999’dan itibaren düşüş trendine girildiğini görüyoruz. Tepe noktaya kıyasla erkeklerde 14 kadınlarda ise 16 puanlık önemli bir düşüş gerçekleşmiş.

Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
Devletin ekonomideki rolüne dair görüşlere baktığımızda ise Türkiye’de devlete dair beklentilerin ve atfedilen rolün dünya ortalamasından daha kuvvetli bir konuma işaret ettiğini söyleyebiliriz.

Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
Dünya ortalaması 6,1 puan ile gelirlerin kişisel çabayı tevik için farklılaşması gerektiği görüşüne yakınsarken Türkiye’de bu eğilim 0,8 puan daha düşük (WVS’nin “Kişisel çabaları teşvik için” ifadesini kullanmasının katılımcılara yön tayin edilmesi bakımından metodolojik olarak pek doğru olmadığını belirtmek isteriz). İş yeri ve sanayi kuruluşlarının mülkiyetinin devlete ait olması ve devletin vatandaşların geçimi konusunda daha fazla sorumluluk alması gerektiği görüşlerinde de benzer bir durum söz konusu. Bu konudaki görüşlerde hem Türkiye hem de dünyada cinsiyet bakımından dikkat çekici bir ayrışma yaşanmıyor.
Gelir Dağılımına Yönelik Tercihler (Eşitlik – Bireysel Çaba)
1989-2022
Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
Not: Gelirler daha eşit hâle getirilmelidir(1) / Kişisel çabaları teşvik için gelirlerin daha da farklı olması gerekir(10).
Türkiye’de gelir dağılımına dair görüşler zaman içerisinde hem kadınlarda hem de erkeklerde dalgalı bir seyir izliyor. Son periyotta gelirlerin farklılaşması gerektiğini düşünme eğilimi ağırlık kazandı.
İş yerleri ve Sanayi Kuruluşlarının Mülkiyetine Yönelik Tercihler (Özel – Devlet)
1989-2022
Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
2005’ten bu yana işyeri ve sanayi kuruluşlarının mülkiyetinin kima ait olacağına dair görüşler kadınlar ve erkeklerde örtüşüyor. 1999-2004 döneminden 2005-2009 dönemine geçerken erkeklerde mülkiyetin devlete ait olmasını destekleme eğilimi anlamlı ölçüde arttı. 2001 krizinde yaşanan işsizlik dalgasının etkisi bu dönemde kendini hissettiriyor.
Geçim Sorumluluğunda Devlet ve Birey Rolüne Yönelik Tercihler
1989-2022
Kaynak: World Values Survey Wave 7 (WVS-7) 2017-2022.
Not: Devlet, tüm yurttaşların geçimlerini temin hususunda daha fazla sorumluluk almalıdır (1); Kişiler kendi geçimlerinden kendileri daha fazla sorumlu olmalıdır (10).
Devletin bireylerin geçimindeki rolüne dair yaklaşımlar tarihsel olarak erkeklerde büyük bir değişim geçirmezken kadınlarda dalgalı bir seyir hakim. Özellikle de 1998’den sonra kadınlarda dikkat çekici bir kırılma yaşanmış. Bu tarihten sonra geçimin devletten çok bireyin kendisinin sorumluluğu olduğuna dair görüşler ağırlık kazandı. Son araştırma döneminde ise bireyin sorumluluğunu artıran değerlendirmeler görece zayıfladı.
İllerin Teknolojik Gelişmişlik Haritası
Küresel ekonomi bugün aynı anda birkaç büyük dönüşümün baskısı altında yeniden şekilleniyor: dijitalleşme ve yapay zekâ üretkenliği yukarı çekerken, yeşil dönüşüm enerji ve sanayi altyapısını baştan tasarlamayı zorluyor; jeopolitik gerilimler ve korumacılık ise üretim ve tedarik ağlarını daha “yakın”, daha seçici ve daha maliyetli hâle getiriyor. Bu yeni düzende teknoloji yalnızca rekabet üstünlüğü değil, aynı zamanda ekonomik dayanıklılığın ve stratejik özerkliğin ana bileşeni. Üstelik 5G ve bilgi-işlem kapasitesindeki sıçrama yapay zekâyı daha yaygın bir genel amaç teknolojisine dönüştürürken; yenilenebilir enerji maliyetlerindeki gerileme elektrikli araçlar ve depolama çözümlerini hızla ana akıma çekiyor. Ancak bu fırsat penceresi eşit dağılmıyor: Dijital beceriler ve yapay zekâ yetkinliklerindeki farklar, dönüşümün hızını ve kazançların paylaşımını belirleyen kritik bir eşik oluşturuyor. Ankara Sanayi Odası tarafından ikincisi hazırlanan İllerin Teknolojik Gelişmişlik Endeksi (ASO-İLTEK), tam da bu nedenle, Türkiye’de illerin teknolojik kapasitesini karşılaştırmalı biçimde izlemek ve dönüşümün “nerede hızlandığını, nerede takıldığını” görünür kılmak için güçlü bir referans sunuyor.
Endeksin genel resmi ise açık: Teknoloji üretimi ve yenilik kapasitesinin yoğunlaşması bakımından Ankara ve İstanbul ulusal ölçekte öne çıkan iki merkez olarak ayrışıyor.
ASO-İLTEK Skorlarına Göre İllerin Teknolojik Gelişmişlik Derecesi Dağılımı
(2025)

Kaynak: ASO-İLTEK, 2025.
ASO-İLTEK, illerin teknolojik gelişmişliğini sadece “çıktı” üzerinden değil, teknoloji ve yenilik ekosistemini mümkün kılan girdi–çıktı–kolaylaştırıcı unsurları birlikte ele alan beş alt endeksle izliyor. Sektörel yapı, illerin üretim deseninin ne ölçüde yüksek teknoloji yoğun olduğunu; araştırma ve yenilikçilik kapasitesi ise kurumsallaşmış teknoloji altyapısı, akademik kapasite ve girişimcilik/teknoloji desteklerinden yararlanma yoğunluğunu yansıtıyor. Dijital altyapı, internet erişimi ve hızına ilişkin göstergelerle “temel zemin”i ölçerken; yaşam kalitesi ve iş gücü çekiciliği alt endeksi, işgücü piyasasının uygunluğundan yaratıcı sınıf çekiciliğine, sosyalleşme imkânlarından eğitim ve sağlık hizmetlerine erişime uzanan geniş bir setle teknoloji ekosisteminin “insan” tarafını yakalamaya çalışıyor.
ASO-İLTEK Yaşam Kalitesi ve İş Gücü Çekiciliği Alt-Endeksi Dereceleri
(2025)
Yaşam Kalitesi ve İş Gücü Çekiciliği alt endeksi ise bir ilin teknoloji üretme kapasitesinin “insan” tarafını ölçüyor: nitelikli iş gücünü ve yaratıcı sınıfı çekebilme, elde tutabilme ve bu birikimi kalıcı bir ekosisteme dönüştürebilme gücü. Bu nedenle sadece ücret düzeyine bakmıyor; yaşam maliyetiyle gelir dengesinden kültürel-sosyal hayatın canlılığına, sağlık ve eğitim altyapısından kent içi yaşam koşullarına, tolerans ikliminden işgücü piyasasının dinamizmine ve demografik hareketliliğe kadar geniş bir gösterge setini birlikte değerlendiriyor. Bu alt endeksin verdiği mesaj ise teknoloji kapasitesinin yalnızca Ar-Ge veya dijital altyapıyla değil, aynı zamanda yaşanabilirlik ve insan sermayesini tutma becerisiyle de şekillendiğini gösteriyor. Örneğin Antalya yaşam kalitesi ve nitelikli iş gücü çekiciliğinde çok güçlü görünmesine rağmen bu avantajı teknoloji üretimi ve yenilik çıktısına aynı ölçüde çeviremeyen bir profil sergiliyor.

ASO-İLTEK Sonucu En Yüksek On İlin Genel Endeksine Alt-Endeks Katkıları
(2025)
Teknoloji kapasitesi tek bir göstergeden okunabilecek bir şey değil; Ar-Ge yoğunluğu, dijital altyapı, bilimsel üretim, yüksek teknoloji ihracatı, girişimcilik ekosistemi ve yaşam kalitesi gibi farklı bileşenlerin aynı anda “tutması” gerekiyor. Aşağıdaki grafik, ilgili gruptaki illerin toplam endeks puanlarının tek bir alandaki sıçramadan değil, alt endekslerin her birinden gelen dengeli katkıların bileşiminden oluştuğunu gösteriyor. Bu profili de Türkiye’de teknoloji bölgelerinin gerçek anlamda olgunlaştığı yerlerin, ancak bu katmanda belirginleştiğine işaret ediyor.